Ana içeriğe atla

Kayıtlar

12 Karma Kanunu...

  12 Az Bilinen Karma Kanunu Karma nedir? Karma kanunu nedir? Karma, Sanskritçe’de “eylem” anlamına gelir. Newton’un “Her etki bir tepki yaratır,” kanununa denktir. Düşündüğümüzde, konuştuğumuzda ya da hareket ettiğimizde tepki gösterecek bir kuvvet yaratmış oluyoruz. Bu tepkiler modifiye edilmiş, değişmiş veya beklenenden geç dönmüş olabilse de çoğumuz onlardan tamamen kurtulamayız. Bu neden-sonuç zinciri bir cezalandırma değildir; öğrenme ve öğretmek için vardır. Kişi yaptıklarının sonuçlarından kaçamayabilir, ancak yalnızca kendisini zor durumda bırakırsa işler kötüleşir. İnsan yapımı ya da evrensel fark etmeksizin herhangi bir kanunun varlığından haberdar olmamak bir bahane değildir. Karmadan korkmak yerine güçlenmek için işte karma kanunları hakkında bilmeniz gerekenler: Bu 12 Karma Kanunu’nu okumanız gerek. Artık hayatınız asla eskisi gibi olmayacak! ULU KANUN – “Ne ekersen onu biçersin”. Bu aynı zamanda “Neden-Sonuç Kanunu” olarak da bilinir. – Evrene ne gönderirsek nihayeti...
En son yayınlar

İÇ'İNLE İLETİŞİME GEÇ...

  Maneviyat, yaşamda bir barış ve amaç duygusuyla ilgilidir. Maneviyatın ‘manevi’ insanlar olduğu kadar çok farklı ifade etme yolları vardır. Sizin için önemli olan şeyi nasıl bulacağınızı öğrenin ve hayatınızı daha derin bir anlam kazanın. Bu sana yardımcı olabilir: maneviyatınızı nasıl ifade edeceğinizi bilmek istersiniz başkalarının maneviyatlarını nasıl ifade ettiklerini merak ediyorsunuz Maneviyatın daha geniş bir anlayışını istiyorsun. Maneviyatın ifade etme yolları Maneviyat, birçok perspektif için geniş bir konsepttir. Barış ve amaç duygusu ve kendimizden daha büyük bir şeye bağlı hissetmekle ilgilidir. Tipik olarak yaşamda bir anlam arayışını içerir. İnsanlar maneviyatlarını farklı nedenlerle ve farklı şekillerde deneyimler ve ifade ederler. Dini yollar Örneğin: Budizm İslâm Hristiyanlık Musevilik Dini olmayan yollar Örneğin: Hümanizm Çevrecilik Sosyal eylem Senin için önemli olanla başla Manevi yönünüzle iletişime geçmenin bazı yolları şunlardır: ...

HER ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİRSİN!

Düşünce, zamanla ilgisi olmayan hayati, kozmik bir tasarıdır. İllüzyonu yoktur. Yüksek düşünce formlarını elde etmeye çalışınız ve sizin aslınızın kendi içinizdeki, benliğinizde olduğunu bilin. Bunu bir defa deneyin sonucu alacaksınız. Bedenimizin tamamı bir elektriksel mıknatıstır. Bu bakımdan düşündüğümüzü cezp ederiz. İyi bir şekilde yönetilen bir düşünce, ya cezp eder yada reddeder. Akla gelenin ne olduğu önemli değil, önemli olan yıkıcı düşüncelerin yerine yapıcıları getirebilmektir. Bu, başlangıçta zor gibi gelebilir. Fakat yapılacak çalışmalar kısa zamanda faydalı sonuçlar verecektir. Bu şekilde kendi arzunuzla gereksiz ve işe yaramaz düşünceleri geri atabilmenin huzurunu hissedeceksiniz. Şahsi şeyler için telaşlanmayın. Her şey zaman geldiğinde düzelecektir. Fakat zamanında önce değil. Tren istasyona gelmeden binemezsiniz. Sabrede ede, sabretmeyi öğrenirsiniz. Hiçbir zaman hiçbir şeyin sizi endişelendirmesine mahal vermeyin. İyi şeyleri aklınıza getirin ve depresyonlara ...

KENDİNİ GÖR...

Farkındalığın yükseldikçe yollarının güllerle bezeneceğini zannediyorsun. Tabii ki, Yolların güllerle bezenecek; Fakat bu, dikenlere hiç basmayacağın anlamına gelmez. Bilmelisin ki; Yolun zaten güllerle döşenmiştir, Sadece onları daha çok fark ederken, dikenleri dert etmeyeceksin. Hayat sana elbette daha çok gül taşıyacak, fakat her an için değil. Hayatında değişimler geçekleşşirken aslında dönüşüm geçiren SEN olacaksın. Genellikle insanlar, farkındalıkları yükselirken kendilerine sadece muhteşem insanları ve her şeyin en güzelini çekeceklerini, günlük hayat onları artık hiç zorlayıp sarsmayacağı zannederler. Bunda bir gerçeklik payı var; fakat nasıl ki bir evin kapısı o evin içerisini yansıtmıyorsa, söz konusu durum da tam olarak böyledir. Farkında olarak etrafta yürüyebilirsin. Ama Sana taş da atılabilirler ve bu taş her zaman hedefini şaşırmayabilir. Herkes Kim olduğunu bilmeyebilir. Ben, Bu yüzden Hayal kırıklığı yaşam...

İÇİNDEKİ SANA AİT GÜÇ ÖYLESİNE BÜYÜK Kİ...

Dünyaya gelirken bir hikâyen yoktur. Önce sadece bir ışık olarak düşersin yeryüzü toprağının üstüne. Sonra toprağın tozu ile harmanlanır, bedenlenirsin. Varlığının bütünü; Dünya’nın tozundan ve yıldızların ışığından oluşur. Gerçek ışığımızın sırrı Dünya tozumuzun içinde! Olağanüstü güçlere ve sonsuz sayıda farklı özelliklere sahip olarak gelirsin bu boyuta. İçindeki sana ait güç öylesine büyüktür ki, senin her istediğini yaratma özelliğine sahiptir. Bu gücü, gün be gün, an be an kullanır ve en değerli hazinen gibi göreceğin öykünü yaratırsın. Hikâyeni yaratmaya başlarken de, ışığını bir çocuk yaratıcılığıyla gizlersin. Bir kişilik, bir drama yaratarak kimsenin senin parlak bir ışığın bekçisi olduğunu anlamasına izin vermezsin. Bu hikâye o kadar değerlenir ki gözünde; sadece çevrendekileri değil, kendini de inandırırsın. En kutsal varlığın olarak kabul ettiğin hikâyene öyle kendini kaptırırsın ki, gün gelir kölesi olursun. Kölesi olduğunun farkına da varmazsın üstelik. Hikâyene d...

DEĞERSİZ HEDEFLERİN PEŞİNDEN GİTMEK...

         Çoğu insanın yaşadığı tek gerçek, her sabah uyandıktan yarım saat sonra, ait olmadığı insanların içine karışmak zorunda olmasıdır.  Diğerleri tarafından takdir edilmek, iyi bir neticeye ulaşmak ya da başarılı olarak bilinmek, çoğu insan için cezbedicidir. Yıl sonunda başarı plaketi almanın, ışıltılı bir gecede topluluğa seslenen insan olmanın, gazete küpürlerinde yer bulmanın hayali baş döndürür.          İnsan, kısa hayatında, belki de en çok elde edeceği ”sonuçları” önemser hale gelir. Daha doğrusu bu sonuçlara bağlı olarak kendisine yönelecek ilgiyi düşler.         Bertnard Russell, Mutlu Olma Sanatı adlı eserinde duruma açıklık getirir: “Örneğin, kendine tutkun olan biri, usta ressamlara gösterilen saygıyı görünce resim yapmaya başlayabilir, ama ressamlık onun için bir amaca ulaşma aracından başka bir şey değildir; bu işin tekniğiyle hiçbir zaman ilgilenmez. Aslında her konuya kendisiyle ilgisi ...

BEYNİNİZDE ”SİL” KOMUTUYLA ÇALIŞAN BİR TUŞ VAR, KULLANMAYI ÖĞRENEBİLİRSİNİZ!

    Bu, beyninizin yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurmak için izlediği hayranlık verici bir yol. Daha önceki bir söyleyiş vardır “birlikten kuvvet doğar.” Nöronlar (sinir hücreleri) için de bu geçerli. Nöron hareketliliğiniz ne kadar yoğun olursa, hareketliliğin gerçekleştiği bölgedeki devreler de o kadar güçlenir. Bu da “pratik yapmak mükemmeliğe götürür” ifadesini haklı çıkarıyor. Ne kadar çok piyano çalarsanız, yeni bir dili kullanırsanız ve yahut da hokkabazlıkla uğraşırsanız alakalı nöron bağları o kadar güçlenir. Örnekler saymakla bitmez. İşte Fast Company’den, konunun ayrıntıları: Öğrenme yetisi yalnızca nöron bağlarını yapmak ve güçlendirmekten ibaret değil. Yıllardır “öğrenme” konusunun odağı bu olmuştur. Ancak çalışmalar vaziyetin değişik olduğunu gösteriyor. Daha da ehemmiyetlisi daha önceki bağları ortadan kaldırabilme yetimiz ve buna “sinaptik (sinirsel) budama” tecrübe ediyor. Çalışma prensibine beraber bakalım: Beyniniz bir bahçe gibi...